Sabah Yazarı Ergun Babahan’dan ‘binlerce genç kızın üniversite eğitimi alması’ hakkındaki çarpıcı analizi…
Kritik sözcük “ama”
Hak ve özgürlükleri kısıtlamak isteyenlerin son kertede başvurduğu bir sözcük var.
“Herkes” birey hak ve özgürlüklerinin genişletilmesinden yanadır;
“Herkes” 12 Eylül darbesinin ve faşizan bir anlayışın ürünü olan 12 Eylül anayasasının değişmesinden yanadır;
“Herkes” başörtülü veya türbanlı genç kızların üniversite eğitimi almasından yanadır…
Der, arkasından ekler:
“Ama…”
Bu amanın ucu açıktır.
Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün tehlikeye girmesinden başlar, ülkenin Malezya gibi olmasına kadar uzanır.
Aslında olunacak model Suudi Arabistan’dı ama Türkiye’nin küresel sermayeye eklemleşmesi sonucu model ülke değişti, Malezya oldu.
Yani siz, binlerce genç kızın üniversite eğitimi alması hakkına da, insanların ana dillerini konuşma hakkına da sadece kişisel vehimleriniz yüzünden karşı çıkabiliyorsunuz.
O zaman başörtüsü yüzünden üniversiteye gidemeyen genç kızları karşınıza alın ve anlatın:
“Kızım sen parlak ve başarılı bir öğrencisin ama sen eğitim alırsan Türkiye, Malezya gibi olabilir onun için senin evinde oturman lazım.”
Bu faşizan bir dayatmadır.
Ben her türlü dayatmaya karşıyım.
Başörtülü ve başı açık kızların çağdaş eğitim kurumlarında kendi iradeleri doğrultusunda bir arada olabileceğine inanıyorum.
Bugün başörtülüye yapılan yarın başı açığa yapılırsa ona da karşı dururum ancak ortada somut bir gerçeklik var, o da başörtülü genç kızların eğitim hakkının elinden alınıyor olması.
Sadece kadın olmalarından kaynaklanan bir ayrımcılık bu.
Bu yasağın kalkmasına karşı çıkarken Menderes’ten örnekler vermek, “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” demeye getirmek yanlıştır.
Bu ülkede gazete okuyan insanların önemli bir bölümü ne yazdığınızı ve ne ifade etmek istediğinizi biliyor.
Açıkça ifade etmeniz gereken tek gerçek var, siz “AK Parti yüzde 47 oyla anayasayı değiştirir, AMA…” diyenlerden misiniz, değil misiniz?
ERGUN BABAHAN - SABAH
27.Eylül.2007 05:26:29
Emniyet açıkladı: Türbanlıya saldırı doğru, polisin ilgisizliği kayıtlarda yok!
İstanbul Şişli’de başörtülü olduğu gerekçesiyle genç bir kızın saldırıya uğraması olayı polis tarafından doğrulandı. Olaya polisin müdahale etmediği yönünde çıkan haberler nedeniyle açıklama yapan İstanbul Emniyet Müdürlüğü, olayın varlığını doğrularken, polisin müdahale etmediği iddiasına ise düzeltme yaptı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, dün ve bugün bazı yazılı basın organlarında, ”Şişli’de başörtülü olduğu için bir genç kıza bir grup genç tarafından müdahale edildiği ve orada bulunan polislerin konuyla ilgilenmedikleri” şeklinde haberlere yer verildiği ifade edildi.
Konuyla ilgili olarak, olayda adı geçen avukat Tuncer Erdoğan’ın bilgisine başvurulduğu kaydedilen açıklamada, şöyle denildi:
”Tuncer Erdoğan, ‘24 Eylül 2007 günü Şişli Adliyesinden Cevahir Alışveriş Merkezine yürürken 2’si bayan olmak üzere 5 gencin, 18-19 yaşlarında başörtülü bir genç kızla tartıştıklarını, kendisinin de onlara yaklaşarak nasihat ettiğini; bu esnada orada bulunan 2 özel güvenlik görevlisiyle birlikte gençleri ayırdıklarını ve başörtülü genç kızı otobüse bindirerek oradan uzaklaştırdığını’ beyan etmiştir.
Avukat Tuncer Erdoğan, bilgisine başvurulmak için alınan yazılı beyanında, haberde iddia edildiği üzere yardım çağrısına cevap vermeyen trafik polislerinden ve plakası verilen polis ekibinden bahsetmemiştir. Bu konudaki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.”
OLAY NEYDİ?
25 Eylül 2007′de Sabah gazetesinde Emre Aköz, “Türbanlıya saldırı” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. İşte Emniyet’in açıklamasına konu olan yazı:
Türbanlıya saldırı
Dün Fenerbahçe Kulübü Disiplin Kurulu Başkanı Avukat Tuncer Erdoğan aradı. Sesi titreyerek, şöyle bir olay anlattı:
Dün Şişli Adliyesi’nden çıkıp Cevahir Alışveriş Merkezi’ne doğru yürürken şöyle bir olaya şahit oluyor:
Üçü erkek, ikisi kız, beş kişilik bir grup, türbanlı bir kızı önce sözle taciz ediyor. Ardından hızlarını alamayıp kızın türbanını başından çekip almaya çalışıyorlar.
Tuncer Bey müdahale ediyor. Türbanlı kızı kurtarmaya uğraşıyor. Civardaki iki trafik polisinden yardım istiyor. Polisler ilgilenmiyor. O da ancak türbanlı kızı bir araca binerek, uzaklaşmasını sağlıyor.
Av. Erdoğan, ” 65 yaşındayım, daha fazla bir şey yapamadım. Kulübe gidecektim, sinirden titreyerek ev geldim” dedi telefonda.
Tuncer Erdoğan’a şöyle dedim…
“Siz de bir avukat olarak bilirsiniz: Her toplumda olduğu gibi, bizde de çeşitli suç vakaları meydana gelir. Kimi bile isteye, kimi yanlışlıkla cinayet dahi işler. Hırsızlık, gasp, darp… Bunların hepsi olur.
Önemli olan bu suçların oranıdır: Eğer suç oranı ciddi biçimde artarsa, telaşlanmamız gerekir.
O türbanlı kız ve siz, bu olayı yaşarken müthiş gerildiniz. Perişan oldunuz. Üzüldünüz. Haklısınız da…
Ancak içinizi ferah tutun: Halktaki hoşgörü ve itidal Türkiye’de gerginliğe izin vermiyor. Bu tip olaylar münferittir. ‘ Sistemli, sürekli ve yaygın’ değildir.
Tersi de olabilir: Başka bir yerde, oruç tutmadığı için bir kıza tacizde bulunanlar çıkabilir. Ancak bu tip olaylar tek tük oluyor; azınlıkta kalıyor.
Kişisel açıdan perişan oldunuz ama toplumsal açıdan müsterih olabilirsiniz.”
Telefonu kaparken Tuncer Bey biraz olsun rahatlamıştı. Acaba o türbanlı kız ne durumdaydı?
AA - SABAH
27.Eylül.2007 12:04:47
KAYNAK:
http://www.samanyoluhaber.com/index.php?khide=1&hid=72491&sec=10
“Tek Parti Olsun, Temiz Olsun”, “Düzgün bir demokrasimiz olamadı bari adam gibi bir totalitarizmimiz olsun”, “Daha da kötü bir Türkiye mümkün”, “Yeter artık olacaksa olsun şu darbe, CHP’nin duygularıyla oynamaya hakkınız yok” sloganlarıyla uzun ve geri dönülmez bir yola çıkmış olan Genç Siviller bu kritik süreçte yine üzerine düşen vazifeyi yerine getiriyor.
Ankara’daki istihbarat kaynaklarından “22 Temmuz’daki seçimi iptal edemezsek bari AKP’yi kapatalım” şeklinde konuşmalar yapıldığını öğrenen, kapatma davası ile ilgili ciddi ciddi bir dosya oluşturulduğunu duyan Genç Siviller tüm yurtta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve dış temsilciliklerde hazır ve nazır bulunan ispiyoncu genç sivillere haber saldı ve aşağıda bulunan AKP’yi sadece kapatmaya değil, üzerinden balyozlarla geçilip halı saha yaptırmaya yetecek kadar çok gerekçeyi topladı. Cumhuriyetin emanet edildiği şu çılgın gençler olarak biz vazifemizi yerine getirdik şimdi sıra kapatma dosyasını hazırlayan Cumhuriyet’in savcılarında.
Kaynak:
www.gencsiviller.net
(Hakan Türkyılmaz’dan alıntıdır)
Züleyhanın Gözleri
Cehennemlik günaha karşılık cennetin kapısında kalanların, kimse girmesin diye yaktığı ateştir Züleyha’nın gözleri. Kıyametin ateşinde günaha davettir aşk, cehennemde yürüyenlerin nefesidir şehvet, onu bekleyen zebani olur çıplak vücudunu saran sıcağın aklını aldığı bir kadın ve ateşin, dudağından öpmek için çağırdığı Yusuf’tur insan. Gençlik uykusundan uyanan gözlerin, bir gün çürüyüp kokuşacak ve kurtlara ziyafet olacak etinin tazeliğiyle bayat ruhlu bir kadın olacaktı göreceği. Yoksa o tatlı sözler ve bitmez vaatler, şeytanın üflediği günah kitabından pasajların okunduğu isyan ayinleri gibi uyutmazdı kalbini. Züleyha’nın gözleri parladıkça, kapıların ardında, sana, gelsene diyen dudaklardan dökülen günah daveti ve ona icabet etmek üzereyken, değil miydi içinde harlanan ateşini söndüren cılız bir ALLAH kelimesi? Ve seni korumak için seni titreten ve seni selamete erdiren Rabbinin bir tek dilemesi. Kapılarda kilit, pencerelerde kilit, dillerde kilit, kalplerde mi mühürlü?
Hacer’in terkedilmişliğinde, çölde suyu müjdeleyen meleği görene kadar evler, şehirler, ülkeler, hatta cennet ve cehennem arasında son seferi meçhul bir kervanın yolcusu gibi yürüyecek, İbrahim gibi kendinden kaçan sen olursun, arkasında bıraktığından utanarak, emredene yalvararak, Allah’a sığınarak. Dudağına değen sirkenin tadı seni serinletecek ve seni tartaklayan ve suratına tükürmek için sıra sıra olmuş insanların çarmıhtaki çaresizliğini sonsuz kez izleyeceksin. Meryem’e atılan iftira, dünyanın en temiz kadını yaparken onu Züleyha gururla söyleyecek iffetini nasıl koruduğunu. Seni tutan ve kalbini sıkan odalar, sen fark etmesen de oradalar ve seni içine alabilmek için dünyayı yutmuş bir canavarın camdan gözleriyle sana bakıyorlar, dünyayı doldurmuş et yığını insanlar kulaklarını gökyüzüne asmış, seni dinliyorlar.
Züleyha seni istiyor, ateş senden değil kıvılcımı yaratandan korkuyor, kimsenin görmediğini görenden, senin kendinden bile saklayıp unuttuğun sırrını bilenden utanıyor, Züleyha, dokunmak için cehenneme, kahkahalarıyla solumak için günahı Yusuf’u istiyor. Gömleğin yırtıldığı, duvarların ağladığı ve peygamber sabrının sınandığı dünya, şehvetle beslediği Züleyhalara, günahı emrediyor.
Düşünceler katledilmek için var, kelimeler can düşmanı. Anlatacağın ne olursa olsun sana fısıldayacaklar Yusuf köledir, köleler Yusuf, dil korumaz insanı, dipsiz kuyulardan, kuyular köle tek sahiptir ALLAH. Züleyha bilir sanma Yusuf’un düşünde gördüğünü. Kapılar kapalı ve odalar boş, kızacaklar uzakta, gözleri açık olsa da ruhlar uyuyor, bir ucunda ateş bir ucunda ölüm, itaat edilecek bir Allah ve onun sevdiğini kirletecek bir kadın, bir kaç dakikalık umut ve dağların bile saklayamayacağı günah bizde aşkın adı olmaz diye ağlayanlar olmuştu elbet gecenin örttüğü dünyada. Aşkın adı, Züleyha’nın gözlerinden bakılınca görülen cehennemden cennete hasretle feryat değildi çölleşmiş kafaların hiç gerçekleşmeyecek rüyalarında. Sevgiliyi görünce kendinden geçen ve ağlayan aşıklar gibi ölümü bekler Yusuflar, hiç görmediklerine dua eder, görecekleri için heyecanlanır ve Peygamber gecesi olsun diye her gece dünyayı kapıların ardında bırakırlar. Geceyi sabaha tercih edenler gibi ışığa kavuşmak istemeyen aşkın adını koyamaz kapılar kapalıyken. Geceyi soyan şehvet Züleyha’yı çekmekte, seni değil, arzuyla parlayan gözler, bir gün başında nöbet tutup çukuruna düşecek günahkarlar için sabırla bekleyen zebaninin çağrısıdır, bil! O yüzden, her gördüğün yüzden ve sana gülümseyen gözlerden bu Züleyha’nın gözleri mi diyerek çekin ve Yusuf’u düşün, nefsin seni düşünmeden ve Züleyhalar seni düşlemeden önce.
O, hep benim sanır, bedelini bedelsiz kazandıklarıyla ödediği her şeyi. Ya Yusuf bilmekte mi neden düştüğünü şehvet denilen doymak bilmeyen canavarın tuzağına? Her şeyi bilen, kalpleri, karanlıkları, şehirleri ve içinde sakladıklarını izlemekte ve Yusuf bunu bilmekte.Günahın dilencisi insan ve heveslerinin efendisi nefis onunla oynaşmakta. Şeytan bile utanır belki ikisinden çünkü o karşı gelse bile inkar etmemişti kendisini halkedeni. Fil iştahıyla yaklaşırken avına, açlık gözleri döndürdüğünde saldırılan sofralar gibi kurulmuş günah masasına, davetin sahibiymiş gibi oturacak ve zevkten kabarmış göğsü patlayıncaya kadar işleyecek Adem’in yüzyıllık tövbesinin bile silemediği günahı, ateşin davetine gülerek, zevkle icabet edecek. Ve Allah, Züleyha’yı ateşiyle imtihan edecek. Nefsiyle Yusuf’u deneyecek.
Yusuf’u kuyu korumuş, Yusufları koruyacak ne kaldı geriye? Karanlıklarda yitip gidecek bir dünyanın dipsiz kuyularının saklandığı sokaklarda ve bataklığa saplanmış, yanında senide götürmek isteyen çaresiz insanlarla ömür tüketmek ne acı! Züleyha’nın gözleri, cehennem yolunda, nefsin bıraktığı silinmez bir iz gibi, aynaya her baktığında, gece her battığında ve sen, düşüncelerin ve Rabbinle yalnız kaldığında aklına gelen ve beynini deşen bir çift böcek olur, düşünmekten korkarsın. Korkudan gözlerini ayıramazsın sana olan sevgiden sandığın bakışını. Bize kapılar kapalı, bize günah uzak, bize bizden yakın olan varken araya alınacak bir sevgi, örümceğin ağında çırpınan sinek gibi bizi içine çekecek ve yutacak der, ama dilinde hatanın ve günahın mırıltısı koşarken Züleyha için adın Yusuf olamaz değil mi? Züleyha’nın nefesini duydukça, içini titreten hevesi seninle birlikte cehennemin dipsiz kuyularından birine bir daha çıkamayasın diye yuvarlayacak zebaniler, senin gezdiğin yerleri, zihinlerin en karanlık köşelerindeki günahları besleyen nefesleri gözlüyor. Sayıyor sayamayacağın kadar çok günahı.
Züleyha’nın gözleri yanar, kandilin parlaklığı,Yusuf’un titrek sesinde, güzeller güzelinin adı olur korku. Kaçmak gerekir peşinden ölmekten korkmadan gelen şehvetin pençesinden. Ellerini kesen kadınların gözleri kadar görmüş olan var mı en güzel denileni? Aşk bıçaklarla imtihan edilse kalplere saplanmalıydı hançerler, edebiyat yetmemeliydi insana aşkı ve güzeli tarif için. En güzelin yarattığı güzel en çirkinle ölçülemezdi ve güçlüyüm diyen kuvveti yaratanla boy ölçüşemezdi. Hani deme Yusuf insandı ve gençti, denilenleri, istenenleri anlamazdı. Ömründe er görmemiş ve bir erkeğin önünde eğilmemiş bir kız kadar utangaç ve saf, başı önde, itaat edip, gerektiğinde yenilgi tatmamış bir kumandan kadar cesaretle şeytana karşı duran Yusuf, asırları yıkıp gelmiş ve nefse meydan okumuş ilk insandı. İlk atası bile cennette, melekler arasında yaşıyorken bilememişti günahı ve çiğnemişti yasağı. Cennetten düşerken yeryüzüne bilemezdi inmesi en güzel ve en sevilen içindi ve o sadece bir sebepti. Yusuf’u görse bile gözler bilemezdi en güzel kimin içindi ve güzellikler sahibini sevenler ne hissederdi onun sevdiğini görselerdi.
Güneşin her batışında ve gecenin dünyayı her örtüşünde ateşler yakıldıkça, sokaklarda insanlar, evlerde şeytanlar, nefesten çalgılar ve ateşin özlemiyle yananların rakslarıyla sabahları karşıladıkça, Yusuflar kendilerini koruyacak kuyular arayacaktı. Gençlikle imtihan ve zindan Züleyha’nın gözleri kadar karanlık değildi. Hiç kimse bakmamıştı yüreğinde Rabbinden başkasına yer olmayan Yusuf’a, onu yaratıp, kuyulardayken gözeten ve zindanlarda sahip çıkan kadar. Rüyalar yorumlanır ve kuyular saraylara dönerken Yusuflar, kurulur tahtlara, gençliğini gömen karanlıkları dudaklarından çıkaran Züleyhaların evlerini doldurduğu şehirlere hükmederler.
Ne sevgiyi ne de cesareti ölçer Allah ve cehaleti, yetiştiği ağacın köklerinden almış bir tohum gibi açılıp fitne saçan Züleyhalar bir bir düşer kuyulara ve kuytular onların meskeni olur ömür damarlarından çekildiğinde. Hepside kıskanır Yusufları, ömür geçip gün geldiğinde ve güzellikler, güzellere geri alınmamak üzere verildiğinde. Sevecekse bir insan, Züleyha gibi bakacaksa gözleri, göreceği en güzel, ömründe göremediği olacak. Yusuf için sevda, ateşin üzerinde yürümekten zor ama Yusuflar için dünya, ateşin içinde yaşamak gibi. Hepsi de biliyor elbet rahat olmak imkansız üzerine rahmeti giymeden. Ve kurtulamaz bir kadın Züleyha kadar pişman olmadan ya da onun gözleri gibi gözyaşını toprağa akıtmadan. Günah, Züleyha’nın gözlerinden çıkan gözyaşıyla temizlenmezse bilir Yusuflar onu ancak ateş temizler, üzerindeki cennetten miras cehennem yolcusu kirinden.