Subscribe to RSS Subscribe to Comments

nihat hatipoğlu

Nihat Hatipoğlu

Facebook

Hürriyet gazetesi şaşırtmadı

Hürriyet Gazetesi’nin internet baskısı Cumhuriyetimizin 84. yılını büyük coşkuyla kutladığımız bugünde yine bir yalan habere imza attı. Gazetenin iddiasına göre Kocaeli’nde gerçekleştirilen törenlerde ‘türban’ krizi yaşanmıştı.

Ama gerçek aslında öyle değildi…

Hurriyet.com.tr’nin Doğan Haber Ajansı’na (DHA) dayanarak ortaya attığı türban krizi iddiası bizzat AK Partili Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu tarafından yalanlandı.

Sitemizi arayan Baştopçu,törenler öncesinde kendisine hürriyet’te iddia edildiği gibi tek değil eşli davetiye geldiğini, bunun için törenlere eşiyle gittiğini, törenler başlamadan önce Garnizon Komutan Vekili Hava Yarbay Vedat Göger’in protokol tribününe gelerek kendisi ve eşi ile tokalaştığını bayramlarını kutladığını söyledi.Baştopçu, kaymakamlık tarafından gönderilen eşli davetiyeyi ise gerçeklerin ortaya çıkması için haber merkezimize faksladı.

İşte kaymakamlık tarafından AK Parti Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu’ya gönderilen davetiye:

Göger’in eşinin hemen yanında bir süre oturduktan sonra kaymakam ve belediye başkanı ile birlikte halkı selamlamak ve bayramını kutlamak için stada indiklerini daha sonra Yarbay Vedat Göger’in geri yerine oturmadığını belirten Baştopçu, Göger’in beraberindeki askerlerle birlikte saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunmadan tören alanından ayrıldığını ifade etti.

Mustafa Dağbiçen’in haberi veriş şekline tepki gösteren Baştopçu, askerlerin tören alanını terketme nedenini bilemeyeceğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bayrama eşimle birlikte geliyorum. Birlik beraberliğimizin olması gereken dönemde bunu yapmaları bizi üzüyor çok yazık oluyor.” dedi.İşte kriz tellallarının sunduğu ‘türban krizi’ haberinin aslı bu.

Peki bu haber hurriyet.com.tr’de nasıl yer buldu ? İşte o haberin Hürriyet versiyonu:

“AKP milletvekili türbanlı eşiyle katılınca, asker töreni terketti

KÖRFEZ(Kocaeli), (DHA)

KOCAELİ’nin Körfez İlçesi’ndeki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında türban krizi yaşandı. AKP Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu türbanlı eşini protokolun en ön sırasına oturtunca, Garnizon Komutan Vekili Hava Yarbay Vedat Göger ve diğer askerler protokolu terketti.

Körfez İlçesi’nde Alparslan Türkeş Stadı’nda gerçekleştirilen Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları sırasında, AKP Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu, türbanlı eşi Hale Baştopçu ile birlikte protokolun en ön sırasına oturdu. Bu sırada Kaymakam Erol Türkmen, Belediye Başkanı AKP’li Yunus Pehlivan, Hava Radar Mevzii ve Körfez İlçe Garnizon Komutan Vekili Hava Radar Yarbay Vedat Göger tribünden inerek halkın bayramını kutladı.

Kutlamaların tamamlanmasının ardından Yarbay Vedat Göger, milletvekili Muzaffer Baştopçu’nun türbanlı eşinin hala tribünde oturduğunu görünce yerine oturmadan, beraberindeki subay ve astsubaylara baktıktan sonra tribünden inerek diğer askerlerle birlikte stadyumu terketti. Komutan ve subaylar standyumdan ayrılırken, protokol tribününde soğuk hava esti.

Kutlamalara, Muzaffer Baştopçu’nun eşinin türbanlı olduğu bilindiğinden eşsiz davet edildiği, buna rağmen Baştopçu’nun eşini de törene getirdiği belirtildi.”

29.Ekim.2007 17:43:13

samanyolu tv yeseren dusler 2

Buyuk Bulusma 120. Bölum`den

Türkan Saylan Radikalinden Pes Dedirtecek Saçmalamalar

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Türkan Saylan, Akşam Gazetesi’yle ‘oldukça ilginç’ denebilecek bir röportaj yaptı.

Türkan Saylan deyince Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, ÇYDD deyince Kardelenler geliyor akla… Bir yanda okumak isteyen genç kızlar, diğer yanda bu kızlara burs vererek yardımcı olan binlerce gönüllü… Şimdiye kadar 25 bin kız okula gönderilmiş. Hedef 100 bin. “Bunu başardığımızda fark yaratacağız” diyor Türkan Saylan. Sadece burs yetmiyor; kızların okuması için okul, özellikle de yurt yapılması şart. Dolayısıyla her ile, her ilçeye bir yurt yaptırmak gibi bir hayalleri de var. Yaklaşık 800 taneye yani…

Bir yurt 500-600 bin YTL’ye mal oluyor. Peki, bu parayı verip yurt yaptıracak zenginimiz, işadamımız yok mu? Zengin hem de çok zengin bir işadamına bu teklifte bulunmuş Türkan Hanım. “Trilyonların telaffuz edildiği ihalelere giren çok önemli biriydi. ‘Maliyeti bölsek bütün işadamlarına yaptırsak’ dedim. Gülerek baktı bana; ‘Valla hocam bu çok hayali bir şey. Olacak iş değil. Başbakan telefon açsa, belki bir tane yaparız’ yanıtını verdi.” Şimdilik projelere, kampanyalara destek veren kuruluşlar, emekli ikramiyesini hibe eden öğretmen, memur, doktorlarla idare ediyorlar.

“Kampanyalarla yaptırdığımız yurt sayısı 25’e yaklaştı. Biz de 10 tane kadar yaptırdık. Bu sene kendimizle pek bir övünüyoruz; 4 tane yaptırdık.

400 kıza daha eğitim imkanı tanıdık.”

KÖŞKE HARCANACAK PARA İLE…

Şu günlerde kafasını Çankaya Köşkü’nde değişiklik için gözden çıkarılan 30 trilyona takmış bulunuyor. “Çok öfkeliyim bu konuda. O parayla ne kadar çok okul, yurt yapılır düşünsenize! Zarar görmüş olsa, eksiği olsa anlayabileceğim. Gerçekten inançlı olsalar, bu kadar büyük bir parayı, Türkiye’nin parasını, bizim paramızı çar çur etmezler.” 30 trilyona 50 tane yurt yapılır mesela! Cumhurbaşkanından yurt yaptırılmasına destek, hükümetten, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ise zorunlu eğitimin lise sona kadar uzatılmasını istiyor. “11 yaşında mezun olunca kocaya gidiyordu kızlar. Şimdi 14’te mezun oluyorlar, yine erken. Erkekler çobanlık yapıyor askere gidinceye kadar, kızlarsa evleniyor.”

Gelelim esas konumuza, türban meselesine… 20 yıl öncesine kadar türban sorunu yoktu, genç kızlar kapanma mücadelesi vermiyordu. Ne oldu sonra?

Şule Yüksel diye bir kadın çıktı. Dışişleri Bakanı Babacan’ın halası… Tabii kızların bir modele ihtiyacı var; Angelina Jolie olsa modelleri, ona özenecekler. Türkan Şoray olmadı mı bir dönem kızlar? Filiz Akın gibi sarıya boyatmadılar mı saçlarını? Geçen gün bizim kızlara elbise alınıyor. “Hepsi Seda Sayan oldu kızların” dedi arkadaşlar. Gece elbisesi almışlar. “Kızım, memleketine, Batman’a döneceksin, orada nasıl giyersin bunu?” dediklerinde, “Bir gece giyeyim, sonra sandığımda saklayacağım” cevabı verilmiş. Giyinip bir yere gitmeyecek, aynanın karşısında kendini seyredecek.

En doğal hakları…

Elbette. Bir arzudur ama sömürülmemesi gereken bir arzudur. Bu bir kadın, genç kız sömürüsüdür. Kendimden örnek vereyim; lisedeyken çalışacağım diye tutturdum. İzin vermedi ailem. Israr edince annemle beraber gittik. Giderken başörtüsü taktım.

Neden?

Beni ‘fingirdek kız’ zannetmesinler diye! Biliyorum ki genç kızlar birtakım amaçlar için takıyorlar. Bir, modaya uymak için; iki, çalışabilmek için. Başı kapalı olunca aile izin verecek, işyerindeki adamlar hafif kız zannetmeyecekler. Şimdi daha serbest olmak için de takıyorlar. Ne var ki siyasetçiler bunu fark ettiler. Biz nasıl onlar okusun, kendi ayakları üzerinde dursun, ezilmesin diyorsak, siyasetçiler de biz bunlardan nasıl yararlanırız, diye peşlerine düştüler. ABD 80’lerde bize ne dedi? Dininize dönün, dinsizlik sizi komünizme götürür, ılımlı İslam şablonu dayadı önümüze. Erkekler kenara çekildi, kadınları öne sürdüler.

Kadınların bunu fark etmemesine, kapanmak için mücadele vermelerine ne diyorsunuz?

Bir kadın, bir cumhuriyet kadını, hatta bir feminist olarak olaya baktığımda ‘çocuk ve kadın hakları’nı öne çıkarıyorum. Her çocuk büyürken güneşten yararlanacak, denize girecek, spor yapacak. Sağlığı ve gelişmesi açısından kız ve erkek çocukları ile birlikte eğitim görecek. Hayata atılırken birbirlerinden çekinmeyecekler, bağımsız ve demokrat aileler kuracaklar. Dolayısıyla kimsenin o küçücük kızları örtmeye hakkı yok.

O yaşta kişinin özgür iradesi de mümkün değil!

Bizim leydileri düşünün; abisi istemiş, ağlamış, intihara kalkışmış, sonra yüreğine gelmiş. Kimi kandırıyorlar? Herkesin yüreğine geliyor. Ben yüreğime geldiği zaman duamı ediyorum, abdestimi alıyorum, kimseye kötülük etmiyorum. Dindarlık böyle olacak. Bazıları öyle bir baskı kuruyorlar ki çocuklar üzerinde, “Saçın gözükmeyecek, yılan olur seni sokar!” diyorlar. Bunu söylemek hakkına kim sahip olabilir? O çocukların çoğu psikolojik rahatsızlıklara uğruyor. Bir doktor olarak asla kabul etmiyorum bunu. Genç kızlar üzerinden siyaset yapılması da ağırıma gidiyor, benim üzerimden yapılmış gibi hissediyorum. Tamam, özgürlüktür, örter, kimse bir şey diyemez. Kimse karışmıyor zaten! Sadece eğitimde, bürokraside olmayacaklar. Ben kadınlara bir şey demiyorum, kızmıyorum. Zaten kızma hakkım yok. Onları bu şekilde kullanan siyasetçilere kızıyorum. Bunun kadınlara ikinci bir haksızlık olduğunu söyleyenler var. Erkekler okuyup, vekil olabiliyorlar ama kadınları bir de burada dışlıyoruz… Kadının ‘örtünmesi değil, örttürülmesi olayı’ ile karşı karşıyayız. Kadın üzerinden siyaset yapılmasın. Din ve kadın sömürüsü birbirine paralel gitmiştir.

Peki, ne olacak?

Yasalarımız var, anayasamız var, insan hakları mahkemeleri var. Mahkemelere gidip, hakkımızı arayacağız. Nasıl isterlerse öyle giyinsinler, bizi ilgilendirmez ama eğitimde ve kamusal alanda olmayacaklar. Bugün belki o kadınlara yardımcı olamayız, ama onların yetiştirdiği çocuklar konusunda uyanık olmalarını sağlayabiliriz. Biz Atatürk’ün kızlarıyız. Cumhuriyete bir borcumuz var. Bu borcumuzu da çağdaş kızlar yetiştirerek ödüyoruz. Bu da bizim en doğal hakkımız.

Türkçe ezandan Arapça ezana

“Tek partili sistemden çok partili sisteme geçtiğimiz dönemde ilk işi ne oldu Demokrat Parti’nin? Ezanı Türkçe’den Arapça’ya çevirdi! Ben Türkçe ezanla büyüdüm. Sözlerini anladığımızdan büyük keyif duyardık dinlediğimizde. Yıllar sonra bunun nedenini gazeteci-yazar Nezihe Araz’dan öğrendim. Babası Demokrat Parti’den milletvekili. Adnan Menderes’le röportaj yapıyor ve “neden?” diye soruyor. “Sen biliyor musun ben kimle yarıştım?” diye cevap veriyor Menderes. Bir devle, İstiklal Savaşı kahramanı, Milli Şef, büyük bir kitlenin hayran olduğu, arkasından gittiği bir isimle, İnönü’yle yarıştığını söylüyor. Onların söylediklerini tekrarlamamak için dinden imandan girdiğini, ezanı Arapça yapma sözü verdiklerini söylüyor. Ben Menderes’in hiçbir zaman şeriatçı olduğunu düşünmedim. Ama siyasetin içine girince, inanç sömürüsü yapılınca iş değişiyor.

AKŞAM

28.Ekim.2007 13:58:43

mustafa cihat emanet

Mustafa Cihat - Dünya

İmamhatipli Kızlar

İmam Hatipli Kızlar
Laikliği daha katı bir biçimde uyguladığı bilinen Fransa’da, bir pazarlama şirketinde çalışan Cezayir asıllı, başı örtülü bir hanım, “türban takarak siyasi gösteri yaptığı” iddiasıyla işten çıkarılıyor. Kadının avukatları ise “8 yıldır türban takan müvekillerinin işyeri tarafından dini ayrımcılığa uğradığını” iddia ediyorlar. Paris İş Mahkemesi, “kadının yeniden işe alınmasını ve kendisine işten atıldığı Temmuz ayından bu yana alması gereken toplam ücretin yanısıra mağduriyeti dolayısıyla bin euro maddi tazminatın ödenmesini” karara bağlıyor. Bu kararın dayanağının “ayrımcılık” olduğunu hatırda tutalım.
Bu haberin medyaya yansıdığı günlerde Türkiye’de de başörtüsü ile ilgili bir “çözüm teklifi” gündeme geliyor. Teklif sahibi Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç. Orgeneral Kılınç’ın Radikal’e yaptığı açıklamaya göre teklifi ve gerekçesi şundan ibaret: “Bu ülkede, dış dünyada olduğu gibi bayan rahibe yetişmiyor. İmam Hatip liselerinde başı kapalı okuyan kız öğrencilerin Katolik dünyasında olduğu gibi Türkiye’de görev yapacakları ne bir kilise var, ne başka bir şey. Bugüne kadar bu ülkede bayan imamların görev yaptığı hiç görülmedi. Öyleyse, din adamı yetiştirmek amacıyla kurulan imam hatip okullarına kız öğrencilerin alınmasının bir anlamı yok. Bu gerçeğin, camilerde vaaz veren imamlar aracılığıyla halka anlatılması gerekiyor.”
Vaktiyle bir Osmanlı Maarif Nazırı’nın, “Şu okullar kapansa hiçbir maarif meslesi kalmayacak” dediği rivayet edilir. Orgeneral’in teklifi de buna benziyor. “Kızları okula alma, başörtüsü davası da bitsin!” Meselenin hem mahiyetinin hem de çözümünün hiç de Orgeneral’in dediği ve zannettiği gibi olmadığını maddeler halinde özetleyelim:
1. Oğullarını ve kızlarını İmam hatip Liselerine gönderen veliler, onların mutlaka imam olmalarını istemiyorlar. İlgili mevzûâta göre İmam hatipler, hem mesleğe, hem de yüksek öğrenime öğrenci yetiştiren ortaöğretim kurumlarıdır. Türk Milli Eğitimi ideolojik saplantılar sesebiyle genel ortaöğretim okullarında yeterince din eğitim ve öğretimine yer vermediği için dindar müslümanların bir kısmı çocuklarını İmam Hatip olkullarına gönderiyorlar. Buradan mezun olanların bir bölüğü mesleğe veya mesleki yüksek öğrenime, bir bölüğü de diğer ilim dallarında yüksek öğrenime yöneliyorlar. Yine ideolojik kaygılarla ikinci yönelişin önü kesildiği için İmam Hatipliler “bu ayrımcı ve haksız tasarruf”a karşı mücadele veriyorlar.
2. Birçok Batı ülkesinde, diğer okullar yanında sayısız kilise okulları vardır; bu okullarda Hristiyanlık sıkı bir şekilde öğretilir ve din eğitimi verilir, mezunlar papaz olmaz, lise mezunu olurlar ve diledikleri yüksek öğrenim kurumına girer, okur, mezun olur ve başka liselerden mezun olanların bütün haklarına sahip bulunurlar.
3. Bir müslüman kadının başını örtmesi için rahibe olması gerekmez; bunun dince gerekli olduğunu bilmesi, böyle inanması yeter. Din özgürlüğü de, bütün ilgili belgelerde, herkesin -başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermedikçe- inancına göre yaşaması, bu özgürlüğün başka sebeplerle kısıtlanmaması, dindara ve dinsize karşı ayrımcılık yapılmaması… şeklinde tanımlanır. İmam Hatip mezunlarının yüksek öğrenime geçişte puanlarının gaspedilmesi, başını örten kızlarımızın okullara sokulmaması, başını örten kadınlarımızın kamusal alanlara girmelerine ve devlet dairelerinde çalışmalarına izin verilmemesi ayrımcılıktır, din özgürlüğünü, meşru bir dayanak bulunmadan kısıtlamaktır, insan haklarına aykırıdır.
4. Milli güvenlik, milleti bölmek, bir kısmına karşı ayrımcılık uygulamak, dindarları din özgürlüğünden mahrum etmek suretiyle korunamaz. Tam aksine dindara, gevşek dinliye ve dinsize özgürlük tanımak, dine ve inanca müdahale etmemek, halka karşı politika oluşturmamak, tek tip insan yerine olmazsa olmaz alanlarda müşterekleri olan ve bu müşterekler çerçevesinde milli birlik oluşturan fertler yetiştirmekle korunur.

Alıntı

Fethullah Gülen Hareketi

Londra’daki konferansta Prof. Dr. Hermansen (solda) ve Park, tebliğ sundu.

Dünyanın değişik ülkelerinden gelen akademisyenler, önceki gün İngiliz Lordlar Kamarası’nda açılışı yapılan “Değişen İslam Dünyası: Fethullah Gülen Hareketinin Katkıları” isimli konferansın ikinci gününde Gülen’in fikirlerini ve Gülen hareketinin İslam dünyasına etkisini ele aldı.

“Uluslar Ötesi Bir Fenomen Olarak Gülen Hareketi” başlıklı bir tebliğ sunan Londra Üniversitesi Savunma Etütleri ve Savaş Çalışmaları Grubu’nda öğretim üyesi olan William Park, Gülen hareketinin dünyanın dört bir yanındaki eğitim ve diyalog faaliyetleriyle uluslarüstü yeni bir elit oluşturduğunu ileri sürdü. Londra Üniversitesi’nde yapılan konferansın dün sabah yapılan “Türkiye ve Anadolu Müslümanlığını Yeniden Tanımlamada Gülen Hareketi” başlıklı oturumda Türk kültüründe üçüncü yolun oluşmasında Gülen hareketinin etkisinin konu edildiği bir tebliğ sunan araştırmacı Marie-Elisabeth Maigre, Gülen hareketinin, faaliyetleriyle Türkiye’de kutuplar arasında bir köprü oluşturduğunu söyledi. Gülen hareketinin, sadece “yerel ile küresel arasında” değil, aynı zamanda “laik Kemalistlerle İslamcılar arasında” da bir üçüncü yol oluşturduğunu ifade etti. London School of Economics’te araştırmacı olan Maigre, bir uzlaşı ve sentez adamı olarak Gülen’in, yerel ile küresel ve Kemalist ile İslamcılar arasında bir aracı rolü oynadığını ileri sürdü. Gülen hareketinin; fikir ve din özgürlüğü, demokrasi, Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren hareketin eğitim ve diyalog faaliyetleriyle çok kültürlülüğe özel bir önem atfettiğine dikkat çekti. Tebliğinde, “Gülen hareketi, Türkiye’deki siyasal İslam’ın ılımlılaşmasını etkiledi mi?” sorusunu soran Maigre, hareketin bu konuda önemli bir rol oynadığını; fakat tek olmadığını savundu. Maigre, Gülen hareketinin en büyük başarısının, Türkiye’deki İslamcı hareketleri ve mensuplarını, oluşturduğu ılımlı üçüncü yola çekmesi olarak gösterdi. Londra Üniversitesi Savunma Etütleri ve Savaş Çalışmaları Grubu’nda öğretim üyeliği yapan William Park ise Gülen hareketinin Türklük unsurlarını koruyarak nasıl uluslararası bir aktör haline geldiğini tartıştı. Gülen hareketinin küresel diyalog ve eğitim faaliyetleriyle yeni bir uluslarüstü elitin oluşmasına katkıda bulunduğunu belirterek bunun sonuçlarının devletler arası ilişkilere de olumlu etkisi olduğunu ileri sürdü. Dünkü konferansın açılışını yapan Londra Üniversitesi, Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’nun İslami Çalışmalar Merkezi direktörü Prof. Abdul Haleem, Gülen hareketinin özellikle eğitim faaliyetlerinde İslam dünyasında “rakipsiz” olduğunu söyledi. Prof. Abdul Haleem dünyanın değişik ülkelerinde açılan okulların Gülen’in hoşgörü ve diyalog felsefesini yansıttığını söyledi.

Chicago Loyalo Üniversitesi’nde İslami araştırmalar profesörü Marcia Hermansen, “Gülen cemaatinde hafızanın işlenmesi” başlıklı tebliğinde, Gülen hareketinin sembolleri üzerine yaptığı kapsamlı etnografik çalışmayı sundu. Gülen hareketi ile anılan kurum ve yayınların isimleri ve içeriklerinden yola çıkarak daha çok feza ve suyla ilgili isimler ve temaların tercih edildiğine, durağanlığını temsil eden hiçbir göl isminin tercih edilmemesine dikkat çekti. Bunun, Gülen hareketinin dinamik karakterini sembolize ettiğini belirtti. Türk tarihi, tecrübeleri ve ruhunun diğer İslam ülkelerinden farklı olduğuna değinen gazeteci Mustafa Akyol ise, bir Türk İslamı’ndan bahsetmenin mümkün olduğunu savunarak Gülen hareketinin bu anlayışı temsil ettiğini ifade etti. Akyol, Gülen hareketinin “İslam dünyasının gerçek anlamda nasıl modernleşebileceğini gösterdiğini” kaydetti.

BÜLENT KENEŞ - ALİ İHSAN AYDIN

2007-10-27 10:02:57

siyah gözlerine benide götür

cahit zarifoğlu

Abdürrahim Karakoç - Tut Ellerimden

Serdar Tuncer - Sen İstanbul Kokardın

Sonraki Sayfa »

www.videoalemi.net Wordpress tabanlidir. ListeNur.de - islami siteler listesi